Hollanda Müzelerinden: Kısa Kısa…

Temmuz 2023’de bir haftalık Hollanda seyahatimde çoğunluğu Amsterdam’da olmak üzere pek çok müze gezdim. Bir müze profesyoneli, hele bir de mimar olunca bu geziler ister istemez ziyaretçi yaklaşımından öteye geçip mekân ve teşhirlerden yazıların tipografisine hatta vestiyer dolabının kilidine uzanan gözlem odaklı bir deneyime dönüşüyor. Bu durum bazen koleksiyonun keyfini kesintisiz olarak çıkarmama engel olsa da şikayetçi değilim. Belki daha sonra her bir müzeyi ayrı ayrı yazarım. Bu yazıda söz konusu müzelerde dikkatimi çeken, şaşırtan, cezbeden veya ne iyi fikir dediklerimi kısa kısa aktarmaya çalışacağım.

Amsterdam’daki Rembrandt Müzesi’nden (Rembrandt House Museum,  https://www.rembrandthuis.nl/en/) başlayayım. Özellikle daha önce bizzat kullanıcıları olan ünlü bir kimliğin evi, atölyesi gibi mekânların müzeye çevrildiği durumlarda sergilenen eşyaların kullanılmaması en çok da koltuk ve sandalye gibi eşyalara oturulmaması için yazılı uyarılarla karşılaşırız.  Bu müzede de benzer notlar vardı. Ancak aynı zamanda her bir sandalye ve koltuğun üzerine kurutulmuş sedef çiçeği dalları bırakılmıştı. Çiçeğin dokunmaya bile kıyamayacağınız narinliği karşısında oturmayı düşünmek asla mümkün değildi.

Rembrandt Müzesi’nde çağdaş müzecilik anlayışıyla gündeme gelen; farklı duyularla deneyimlemenin önemine ilişkin örnekler de görmek mümkün. Sergilemenin kurgusu içinde düzenlenen bazı alanlarda Rebrandt’ın hazırladığı orijinal gravür levhalarından birkaçına dokunabiliyorsunuz ya da yine özel olarak hazırlanmış bölümlerde gravür levhasından gelen mürekkep kokusunu koklayabiliyorsunuz. Ressam Rembrandt’ın evinde resim yapmak isteyenler için de bir mekân var. Her türlü malzeme ve modeller hazır. Böyle bir deneyim de yaşayabiliyorsunuz.

Amsterdam’daki bir diğer müze, Van Gogh Müzesi (https://www.vangoghmuseum.nl/nl) birbirine bağlantılı iki farklı yapıdan oluşuyor. Modern mimariye sahip cam cepheli yapıda karşılama birimleri, dükkan, kafe gibi hizmet alanlarının yanı sıra süreli sergiler yer alıyor. Benim ziyaret ettiğim günlerde Van Gogh’un hayatının son iki ayında Auvers’de ürettiği eserlerin sunulduğu “In Auvers” sergisi vardı. Kısa sürede ne çok eser ürettiğine şahit olmak çok etkileyiciydi. En üst katta bizleri tel çit şeklinde hazırlanmış ancak üzerindeki yüzlerce renkli kurdeleden neredeyse hiç tel görünmeyen bir duvar karşılıyordu. Bu kurdelelerin ne anlama geldiğini içeri girince anladım. Ziyaretçileri müzeyle, sergiyle iletişime geçirmenin güzel bir yoluydu.  Hazırlanan masaların üzerinde rengarenk kurdeler ve kalemler bulunuyordu. Bir de yönerge vardı; kurdelenin üzerine minnettar olduğunuz bir şey yazınız, duvara bağlayınız ve çektiğiniz fotoğrafı paylaşınız… Uzun saatler boyunca Van Gogh’un eserleri arasında hayranlıkla dolaştıktan sonra güzel bir sürprizdi tabii ki hemen yönergenin gereğini yaptım.

Gezdiğin müzeler içinde ziyaretçiyle sergi arasında en çok etkileşim olanağı sunan hangisiydi diye sorarsanız cevabım hemen hazır: Amsterdam Müzesi (Museum Amsterdam, https://www.amsterdammuseum.nl/en). Bu müzede pek çok süreli sergi vardı ve her biri farklı içeriklerle ziyaretçiyi sergiye dahil ediyordu. Amsterdamlı moda tasarımcıları Karim Adduchi (1988) ve Tess van Zalinge (1989) küratörlüğünü yaptığı “Continue This Thread” sergisine örgü örerek katılmak tam benlik müthiş bir deneyimdi. Nasıl mı? Sergiyi gezerken karşınıza birden tavanından rengarenk motiflerin sallandığı bir bölüm çıkıyor. Kenarda bir masa ve üzerinde çeşitli renk ve kalınlıklarda ip ve tığlar mevcut. Duvara bir açıklama asılmış; tığla ya da şişle örerek, işleyerek bu çiçeklerden oluşan ağaca siz de bir yaprak bırakın diyordu. Beraberinde bir hikaye yazıp bırakmak, yazılan hikayelerden almak da serbestti. Sonrasında başka bir müze randevuma yetişmeyecek olsam neler neler yapardım da sadece hızlıca örülmüş bir çiçek motifiyle yetinmek zorunda kaldım. Çeşit çeşit örgü, dikiş, nakış teknikleriyle çok güzel kurgulanmış sergileme devam etti. Çıkıştaysa duvarda iki soru yazıyordu: 1) En çok hangi işten ilham aldınız? 2) Ne bakımdan değer veriyorsun? Saklamak için, giymek için, yapmak için, satın almak için… Açık yeşil tonlarda kartonlardan hazırlanmış yaprakların üzerinde de aynı sorular yazıyordu. Soruların cevaplandığı çok sayıda yaprak duvara asılmış, bir arada ağaca benziyordu.

Amsterdam Müzesi’ndeki süreli sergilerden bir diğeri de yine ilgi çekici ve ziyaretçilerle etkileşime çok açıktı. Konusu Hollanda’daki uzakdoğu yemek kültürü tokoydu. 20. yüzyılının başlarında Çinli göçmenlerle Hollanda’ya gelen bu yiyecekler yerel alışkanlıklar ve tercihlerle yoğrularak Hollanda’nın toko kültürünü oluşturmuş. Sergide çok gerçekçi tasarlanan depo bölümünde toko yapımında kullanılan orjinal malzemeleri inceleyip dükkanlardan videolar izleyebiliyordunuz. Daha önce de sergilerde kurulmuş masalar görmüştüm ancak bu kez tabaklar bardaklar boştu. Tavandaki projektörden yansıtılan yiyecek ve içecek görüntüleriyle masa dopdolu görünürken çatal bıçak kullanan ellere sofradakilerin sesleri eşlik ediyordu. Diğer bir köşede yiyecek resimlerini boyayabileceğiniz bir kaç farklı kart vardı. Kendi toko tarifinizi yazabilmeniz için de not kağıtları asmışlardı. Bir tek bu kısma dahil olamadım. Hiç toko tarifim yoktu ki… Bu müzede hızlı olmak zorundaydım çünkü rezervasyon gününde kasırga sebebiyle şehirde toplu taşıma iptal olmuş, sokağa çıkmak önerilmemişti. Ertesi gün gittiğimde hiç tereddütsüz istediğim başka bir güne bilet kestiler ama mecbur başka bir müze ziyaretin öncesine yerleşti.

Amsterdam’daki bir diğer devasa müze: RijksMuseum (https://www.rijksmuseum.nl/nl)… Bir müze eğitimcisi olarak çok şanslıydım. Tarihinde ilk defa bir süreli sergi eğitim departmanıyla birlikte kentteki muhteşem bilim merkezi Nemo Science Museum’la (https://www.nemosciencemuseum.nl/nl/)  iş birliğiyle hazırlanmış ve birkaç gün önce açılmıştı. Birlikte ziyaret ettiğim arkadaşımla Rijksmuseum’un ana koleksiyonundan sonra bu bölüme de uzun süre ayırdık. 09:30 da girdiğimiz müzeden kapanış saatinde çıkabildik. “Mission Masterpiece” adlı farklı malzemelerden birer eserin seçilerek kurgulanan sergide her bir eserle ilgili etkinlik farklı bir deneyim yaşatırken çok şey öğretiyordu. Giydiğimiz beyaz önlükler ve verilen kişiye özel soru kartlarıyla ailelerin katılımına da çok uygun olan bu etkinlik müthişti. Çıkışta ünlü ressamların tablolarına dahil olabildiğimiz dijital kurgulardan çok güzel fotoğraflar anı olarak kaldılar.

RijksMuseum’a ertesi gün tekrar gittim. Eğitim departmanıyla randevum vardı. O kadar çok çeşitli eğitimleri ve mekânları var ki başka bir yazı konusu olsun. Çıkışta bahçeleri incelemek istedim çünkü çocuklarla bahçeyi de kullanıyor ektikleri tohumların büyümelerini izliyorlarmış. Gördüğüm bitkiler epeyce büyümüş, çiçekler açmıştı.

Moco Müzesi’ni (https://mocomuseum.com/) gezemesem de bahçesindeki eserleri inceleme şansın oldu. Burada da ziyaretçi katılımlı bir iş vardı. Sanatçının belirlediği formun mantar yüzeyine dilek raptiyeleri yerleştirmeniz isteniyordu. Kolektif bir umut ifadesi oluşturmak üzere tasarlanan bu çalışmaya ben de bir raptiye bıraktım.

Amsterdam’dan anlatacaklarım bu kadar. Henüz Amsterdam oyuncak müzesini gezemedim ama Roden’deki oyuncak müzesini görme şansım oldu. Beni şaşırtan bir uygulama da Kinderwereld Oyuncak Müzesi’ndeydi   (https://www.museumkinderwereld.nl/). Biletlerimizi aldıktan sonra müzenin süreli sergisinde kullanmak üzere her birimize birer el feneri verdiler. Sergi ne miydi? Bebek evleri… Evlerin minik odalarını, karanlıkta kalan köşelerini ve detaylarını görebilmek için harika bir fikirdi. Bu keyifli müzeyi önceki yazılarımdan birisinde (https://odengiz.blog/2023/08/27/bir-oyuncak-muzesi-kinderwereld-speelgoed-museum/) anlatmıştım.

Roterdam’a en çok Kübik Evleri görmek için gittim ancak en çok Depot’tan (Depot Boijmans Van Beuningen, https://www.boijmans.nl/en/depot) etkilendim. İsminin hakkını veren tam bir depo müze. Camların arkasında raflarda depo düzeninde sergilenen çok sayıda nesne görebiliyorsunuz ya da raylı mekanizmalara asılmış çok kıymetli tablolar… Restorasyon bölümü de herkesin izlemesine açık. Mimarisiyle de çok etkileyici bu yapı dönüşümlü sergilemeye yönelik her biri özgün tasarlanmış bölümlerle sadece ambiyansı hissetmek için bile gitmeye değer. Üstelik bebekliğinden itibaren çok maruz kaldığı için müze gezmekten pek de hoşlanmayan kızım bile sevdi Depot‘u.

Bir diğer şehir Groningen’de aynı zamanda kent kütüphanesine de ev sahipliği eden Forum Groningen (https://forum.nl/en/library-city-centre) kentlilere çalışma ve sosyalleşme alanları sunan, farklı alanlarda atölye çalışmalarına olanak tanıyan muhteşem bir yapı. Her yaştan insanlarla özellikle de gençlerle dolu olan bu binada iki de müze bir de geçici sergileme alanı var. Story World’u (https://www.storyworld.nl/) gezme şansım oldu.  Ünlü çizgi karakter, animasyon ve oyunların yaratılış süreçlerinden örneklere yer veren müze dijital olarak da çok güzel kurgulanmış. Orada da bir etkinliğe dahil oldum. Dijital olarak hızlıca çizip boyadığım kendi uydurduğum karakteri daha sonra bana e-postayla gönderdiler. Forum Groningen’deki mekânlardan birinde yeşil ekran vardı. Önünde çekindiğimiz fotoğrafların arka planı için sonradan görseller seçtiğimizde, fotoğraflarımız da yine e-postayla gönderildi.     

Müzelere girdiğimizde bilet işlemlerinin ardından çoğu kez bizi ilk karşılayan kilitli dolaplar oluyor. Müzelere girdiğimizde bilet işlemlerinin ardından çoğu kez bizi ilk karşılayan kilitli dolaplar oluyor. Çoğunluk elimizdeki eşyaları kendimiz bırakmak istemekle birlikte zaten bazı çanta tipleriyle ya da eliniz kolunuz dolu müzeleri gezmemize izin verilmiyor. Hollanda müzelerinde kilitli dolapların da envaiçeşidini görmek mümkün. Roterdam’da 2021 yılında açılan Depot’taki  kilitli dolaplar şeffaf pleksiglastan farklı ebatlarda tasarlanmış. Koyu pembe renk mekâna canlılık katarken, dolapların içinin görülebiliyor olması da değişken görüntüler yaratıyordu. VanGogh Müzesi’nin dolapları ise en teknolojik olandı. Dolap sıralarının başlangıcındaki ekranda talep oluşturmanızın ardından şifreyi belirledikten sonra size bir dolap tahsis ediliyor. Dolaba yerleşip kapattığınızda otomatik kilitleniyor. Dönüşte ekrana dolap numaranızı ve belirlediğiniz şifreyi girdiğinizde kapak kendiliğinden açılıyor. Amsterdam Müzesi’ndeki dolaplarsa fuayede pirizmatik bir kütle oluşturur şekilde tasarlanmıştı. Yine farklı büyüklüklerdeki dolapların kapaklarındaysa ünlü ressamların eserleri yer alıyordu.

Hollanda’da gezdiğim tüm müzelerle ilgili şöyle bir genelleme yapmak mümkün; ister yüz yıllar ötesinden gelen yapılarda klasik sergileme yöntemleriyle koleksiyonlarını paylaşıyor olsunlar isterse 21. yüzyılda inşa edilmiş binalarda çağdaş müzecilik anlayışıyla mekânları kurguluyor, teknolojinin imkânlarını üst düzey seviyede kullanıyor olsunlar farklı oranlarda da olsa hepsi ziyaretçiyi sergiye dahil etmeye çalışıyordu. Bu sergiye dahil olma durumu bazen bizzat ziyaretçilerin ürettikleriyle bazen de çeşit çeşit geri bildirim alma enstrümanlarıyla oluyordu.

1 thought on “Hollanda Müzelerinden: Kısa Kısa…

  1. Güler Altunöz adlı kullanıcının avatarı
    Güler Altunöz 15 Ocak 2024 — 01:51

    Güzel yazınız, çok görmek istediğim bir kent ve müzeleri hakkında bir ön bilgi oldu. Teşekkür ederim. Türkiye’deki müzelerde de farklı müze eğitimleri yapılır umarım.

    Beğen

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close