Louis Vuitton Müzesi ve David Hockney’25

Nisan 2025’de Normandiya kıyılarındaki beş günlük seyahatin ardından  Paris’te  bir tam, bir yarım günüm vardı. Geçmişte Louvre ve Orsay Müzesini birkaç kez gezmiş, onlara her seferinde farklı müzeler eşlik etmiş, hatta Rodin Müzesini bir kez daha görmek üzere not etmiştim.  Bu kez Paris’e ayrılabildiğim zaman çok kısaydı. Az ama öz, keyfini çıkartarak gezilecek bir en fazla iki müze ve biraz nostalji… Tercihlerimden ilki, yangın sonrası restorasyonun ardından ziyarete açılan Notre Dame Kilisesi oldu. Fakat girişteki kuyruk öyle böyle değildi. O günlerde Paskalya sebebiyle internet rezervasyonlarına kapalı olan Notre Dame, bir de sabah saatlerinde Papa Francis’in vefatıyla ziyaretçi akımına uğrayınca maalesef yapıyı dışarıdan incelemekle yetindim. Yine de iyi ki gitmişim. Çalışmalar halen devam ediyor ve şantiye alanını çevreleyen duvarlarda restorasyon sürecini anlatan oldukça başarılı bir açık hava sergisi vardı. Böylelikle günün ilk sergisi gezilmiş oldu.

Gelelim bu yazıda bahsedeceğim ikinci mekâna, Louis Vuitton Müzesi

Açıldığı 2014 yılından itibaren listemdeydi. Nasıl olmasın? Bir Frank Ghery mimarisi, kurucusu 19. yüzyıldan gelen dünyaca ünlü bir marka,  konumlandığı muhteşem peyzaj ve tabii ki bütün bunlarla birlikte müze ve sergileri… Louis Vuitton Müzesini hem müzecilik hem de mimari olarak merak ederken aynı zamanda David Hockney’in dokuz salonu dolduran kariyerindeki en büyük retrospektif sergisine denk gelmiş olmakla da çok şanslıydım. David Hockney, 88 yaşında, çok yönlü sanat üretimine halen devam eden, 20. ve 21. yüzyılın efsane sanatçılarından…

Önce müzeyi, hatta ilk olarak mimarisini biraz anlatayım sonra David Hocney’25 Sergisi

Alışılmış geometrilerin ötesindeki formlarıyla bilinen mimar Frank Ghery, Louis Vuitton Müzesi için “Sürekli değişen dünyamızı yansıtmak için, zamana ve ışığa göre evrimleşecek, geçici ve sürekli değişen izlenimi veren bir bina yaratmak istedik.”  diyor.

Müze, Paris’in batı yakasında ünlü park Bois de Boulgne‘da yer alıyor. 1860’da açılan 846 hektarlık park, at yolu, bisiklet yolları, şelaleleri, göl, dere ve göletleriyle 19. yüzyılın ortalarından beri birçok Parislinin keyif kaynağı, doğanın, yeşilin ta kendisi…

Müzenin ilk eskizlerini oluştururken 19. yüzyıl sonlarının cam ve bahçe mimarisinin hafifliğinden ilham alan Ghery, daha sonra ahşap, plastik ve alüminyumdan çok sayıda model üretip, çizgiler ve şekillerle oynayarak yapıyı şekillendirmiş. Binanın gövdesini buzdağı olarak adlandırırken ona hacim ve canlılık kazandıracak bir cam kaplama kullanmış. Buzdağının beyazlığını veren her biri benzersiz 19.000 adet fiber takviyeli beton panel ve on iki yelkeni oluşturan, milimetreye yakın hassasiyetle kavisli olarak hazırlanmış 3.600 cam panel eşliğinde, her aşamasıyla geleneksel mimari inşasının sınırlarını zorlayarak benzersiz bir yapı yaratılmış. Yerleştirildiği doğal çevreye kolayca uyum sağlayan kütle, ışık ve ayna efektleriyle tam da mimarın tariflediği; zamana ve ışığa göre değişkenliği yaşatıyor. Yapının inşasında projenin tüm ortakları tek bir yazılım programını temel almışlar. Bu sayede Frank Gehry‘nin hayal ettiği karmaşık şekilleri, binanın tasarımından sahada farklı unsurların montajına kadar, ortak bir 3D model üzerinde eşzamanlı olarak çalışan farklı ekiplerin işbirliğiyle hayata geçirmek mümkün olmuş. Toplam kullanılabilir alanı 7.000m² olan yapıda 11 sergi salonu ve bir oditoryum bulunuyor. Mimarın tasarım sürecisini, eskizler, modeller ve fotoğraflar eşliğinde binanın öyküsünün anlatıldığı sergide görmek mümkün.

Şimdi biraz benim müzeyi ziyaretimden bahsedeyim. Gittiğimde saat 15.00’di ve o saatte bile kuyruk vardı. Kapanış 20.00 olduğu için beklemeye değer diye düşündüm. Yüksek güvenlikli giriş dikkat çekiciydi. X-ray cihazından önce çantamdaki tirbuşonu daha sonra almak üzere teslim etmem gerekti. Kuyruk hızlı ilerlediğinden 20 dakika sonra içerideydim.

Giriş mekânı oldukça geniş. Bir bakışta görevlilerden bilgi ve broşürler alabileceğiniz danışma bankosuyla birlikte o kattaki salonlara geçişler, oditoryum, mağaza ve kafeyi kolaylıkla görebileceğiniz gibi, üçüncü boyutta diğer katlara ilişkin ipuçları yakalamak da mümkün. Mağazaya ayrılan bölümün dış duvarındaki ekranda David Hockney’in bir yandan konuşarak resim yaptığı bir videosu görünüyor. Hatta daha binaya girmeden sergi başlıyor diyebiliriz. Cam cephede ledlerle Hockney’in pandemi döneminde paylaştığı bir sözü yazıyor. “Do remenber do not cancel the spring”…

İlk olarak fazla eşya ve çantalarımı bırakmak istedim. Şaşırtıcı olan eşyalarımızı dolaplara kendimiz koymuyorduk. Bir bankonun gerisinde duran iki görevli çanta, şemsiye, şapka her ne vermek isterseniz birer birer alıyor ve kendisi yerleştirip numara veriyordu. Doğrusu pek çok müze tecrübenden sonra bu kısım hiç pratik gelmedi. Zaman kaybettiriciydi.

Gelelim David Hockney’25 sergisine… 9 Nisan 2025 tarihinde açılan sergi 31 Ağustos tarihine kadar devam ediyor. Sergi uluslararası, kurumsal ve özel koleksiyonlardan resimlerin yanı sıra sanatçının kendi stüdyosundan ve vakfından eserleri de içeren 400’den fazla çalışmasını (1955’ten 2025’e kadar) bir araya getiriyor. Sergide yağlıboya ve akrilik boya, mürekkep, kurşun kalem ve karakalem, dijital sanat (iPhone, iPad üzerine çalışmalar, fotoğrafik çizimler…) ve sürükleyici video enstalasyonları gibi çeşitli mecralarda eserleri görmek mümkün. Hockney, ortağı ve stüdyo yöneticisi Jean-Pierre Gonçalves de Lima ile birlikte serginin her yönüyle bizzat ilgilenmiş, her bir mekânın düzenlenmesine dahil olmuş. Özellikle son 25 yıla odaklanmayı seçerken ikonik erken dönem çalışmalarını da sergiye dahil ederek ziyaretçilere sanatçının yetmiş yıla yayılan yaratıcı evrenine dair nadir bir bakış açısı sunulmuş.

Eşyaları bırakır bırakmaz salonlara yöneliyorum. Sergi Galeri-2’de başlayıp Galeri-1 ile devam ediyor. Hockney‘in Bradford’daki başlangıcı, Londra ve ardından Kaliforniya’daki dönemi de dahil olmak üzere 1950’lerden 1970’lere uzanan sembolik eserlerden bir seçki görüyoruz. Yüzme havuzu sanatçının imza temalarından biri. 1967 tarihli A Bigger Splash ve 1972 tarihli Portrait of An Artist (Pool with Two Figures) adlı eserleri yalın ama çok etkileyici.

Serginin ana çatısı, ağırlıklı olarak Yorkshire, Normandiya ve Londra’da geçirilen son 25 yıla odaklanıyor. Sergide bu dönem, Yorkshire manzarasının bir kutlamasıyla açılıyor: Sanatçı bir alıç çalısını muhteşem bir bahar patlamasıyla resmetmiş (May Blossom on the Roman Road, 2009). Hockney’in değişen mevsimleri gözlemlemesi, Tate tarafından sergi için ödünç verilen anıtsal kış manzarası Bigger Trees near Warter or/ou Peinture sur le Motif pour le Nouvel Age Post-Photographique, 2007 ile doruğa ulaşıyor.

David Hockney’in arkadaş ve akrabalarını akrilikle ya da iPad’le resmettiği çalışmalarını ve kendi portrelerini Galeri-4’de çiçek portreleri ile birlikte görmek mümkün.

1. Kat (5-7 arası galeriler) sanatçının Normandiya çalışmaları ve Normandiya manzaralarına ayrılmış. Sadece iPad üzerinde tamamlanan 220 for 2020 serisi, Galeri-5’te tamamen yeni bir enstalasyonda sunuluyor.

Sanatçının yakaladığı günden güne, mevsimden mevsime ışık değişimleri… Galeri 6’da sergilenen bir dizi akrilik resim, Van Gogh’un eserlerini çağrıştıran canlı dokunuşlarla resmedilen gökyüzünün son derece tekil bir şekilde ele alınması… Galeri-7’de, 24 mürekkep çiziminden oluşan bir panorama (La Grande Cour, 2019) yer alıyor.

Galeri-9’da Hockney‘nin müzisyen ve dansçıların düzenli olarak performans sergilemek üzere davet edildiği kendi evini yansıtan, dans salonuna dönüştürülmüş sanatçı stüdyosunu görüyoruz.

Operaya büyük bir tutkuyla bağlı olan David Hockney, 1970’lerden bu yana yarattığı set tasarımlarını 59 Studio ile birlikte yeniden yorumlamış. Binanın en anıtsal sergi mekânında (Galeri-10) bu müzikal ve dijital görsel şölen deneyimi çok etkileyiciydi. Galeriden hiç ayrılmak istemedim.

Serginin son odası (Galeri 11), Hockney‘nin Temmuz 2023’ten bu yana ikamet ettiği Londra’da yaptığı en son çalışmalarını ziyaretçilerle buluşturuyor. Sanatçı, son otoportresini de (Play within a Play and Me with a Cigarette) bu son galeride sergilemeyi tercih etmiş.

Galerilerde eserlere yaklaşımı engellemek üzere güvenlik sensörleri var. Hem bu sistemleri gözetleyen hem de tüm ziyaretçileri çok dikkatli takip eden, baştan aşağıya siyah giyimli, kulaklıklı görevliler de dikkat çekici.

Galeriler arası geçişte sergiyle bağlantılı ziyaretçilerin telefonla qrkod üzerinden dijital portre oluşturabilmeleri için hazırlanmış bir köşe vardı. Vaktim kısıtlı olduğundan uygulamayla ilgilenemedim ama ben bu köşeyi fon olarak kullanıp farklı şekilde deneyimledim.

Sergiye gelemeyenler için müzenin randevulu, canlı bağlanılan çevrimiçi turları da mevcut. Çocuklar ve yetişkinler için atölye turlarının yanı sıra 0-2 yaş bebekler için bile etkinlikler düzenleniyor. Müzede açık alanlarda teraslarda da sanat eserleri, yerleştirmeler bulunuyor. Galeri-8’de ise Açık Alan (Open Space) programı sürdürülüyor. Bu program sanatçıların çağdaş sanat alanında ilk solo sergilerine ve yeni üretimlerine yer vermek üzere hazırlanmış. Bu bölümde 9 Nisan-31 Ağustos 2025 tarihleri arasında sanatçı Tabita Rezaire’nin Des/astres isimli çalışması yer alıyor.

Louis Vuitton Müzesi her sergide Fransız çocuk dergisi Georges ile birlikte çocuklar için orijinal bir oyun kitabı hazırlıyormuş. David Hocney’25 sergisi için de böyle bir kitapçık hazırlanmış (https://www.fondationlouisvuitton.fr/en/game-book). Bu kitapçık, çocuklara sergileri ve binayı eğlenceli ve sanatsal bir şekilde keşfetmeleri için ilham veren özel bir seyahat günlüğü gibi… Oyunlar, bulmacalar ve testler aracılığıyla çocuklar ve ebeveynleri binayı ve sergiyi anlamayı, deneyimlemeyi öğreniyor. Her yeni sergi planlanırken bir illüstratör davet edilerek eserleri bizzat görmesi ve ardından bu kitapçık için kendi tarzında yorumlaması isteniyor.

Tekrar müze binasına dönecek olursak. Başta da söz ettiğim üzere müzede mimar Frank Ghery’nin tasarım sürecini ve binanın inşasını anlatan bir sergi de var. Müze kapanmadan o bölümü de mutlaka görmek istedim. Kat alanları oldukça küçük salonlarda yer alan bu sergi aynı zamanda dikeyde yedi kata yayılmış.

Giriş katında oditoryum da dikkat çekiyor. O kattan girdiğinizde merdivenler sizi aşağıya yönlendiriyor ve esas indiğiniz alt kat çok etkileyici. Cam cephesi sayesinde dış mekânda sakin bir şelale edasıyla akan suların buluştuğu havuz, doğrudan görünüyor. Ziyaret ettiğimde camın önünde çocuklarla etkinlik yapmak üzere hazırlanmış masalar bulunuyordu. Bu mekânda aile etkinlikleri de yapıldığını müzenin internet sayfasında görmek mümkün. Çeşitli konserlere ve etkinliklere ev sahipliği yapan oditoryumda istendiğinde zeminden yükselen oturma düzeni mevcut. 

Kapanmadan önceki son dakikaları müze dükkanında geçirdim. Sergiyle ilgili üretilmiş pek güzel ürünler vardı. Maalesef müzenin kafesinde soluklanıp bir kahve içecek vaktim olamadı. Vardığımda arka bahçeye çıkışı da kapatmışlardı. Bu sebepten Takashi Murakami’nin The Flower Parent and Child isimli heykelini heykelini ancak uzaktan görebildim.

Yazıyı bitirirken şunu söyleyebilirim hem müzenin mimari atmosferini deneyimleyip hem de çok kapsamlı David Hockney sergisini gezmek hatta sadece gezmek değil, izlemek ve dahil olmak için bana beş saat yeterli olmadı. Müzede çok rahat bir tam gün geçirilebilir. Farklı katlarda, kotlarda galerilerden geçişlerde, hemen çıkılabilen dış mekânların, terasların hakkını yeterince veremedim. Dış mekânlar arası çok güzel bağlantılar vardı doğrusu galerileri kaçırmayayım, rotamı bozmayayım diye teraslarda özgürce dolaşamadım. Düşünüyorum da herbirinde farklı açılardan parka ve Paris’e bakarken hoş perspektifler yakalamak mümkün olabilirdi. Müzeden çıkışta çevresinden uzunca süre ayrılamadım. Güneş ışıklarının azalmaya başlamsıyla birlikte camlardaki yansımalar, her bir açıdan, mesafeden farklı detaylar, suyla ve yeşille kütlenin çeşit çeşit dansı uzaklaştığımda bile dönüp dönüp bakma hissi uyandırıyordu.

Kaynaklar:

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close